SÖZDE KALMIŞ BİR İZMİR MODELİ?

İzmir, 1999 yılından bu yana tam çeyrek asırdır aynı siyasi irade ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimi altında bulunuyor. Yerel yönetim literatürüne ve kamuoyu gündemine süslü ambalajlarla sunulan, bilim insanlarının katkılarıyla teorik zeminlere oturtulmaya çalışılan meşhur bir "İzmir Modeli" söylemidir gidiyor. Ancak geride kalan yıllara, harcanan devasa kamu bütçelerine, kentin dört bir yanını süsleyen reklamlara ve halkla ilişkiler kampanyalarına bakıldığında acı bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz: Ortada sürdürülebilir bir model değil, kurumsal hafızadan yoksun, başladığı projeleri takipsiz bırakan ve vizyonunu retorikte tüketen "sözde" bir belediyecilik anlayışı var.

1. "İzmir Modeli" Retoriği: Teoride Şahane, Pratikte Tıkanmış Bir Masa Başı Kurgusu

İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB), 2004–2019 yıllarını kapsayan dönemde Prof. Dr. İlhan Tekeli koordinatörlüğünde 26 bilim insanını bir araya getirerek "demokratik, katılımcı ve yerelden kalkınmacı" bir model inşa ettiğini iddia etti. "Sürdürülebilirlik", "Yaşam Kalitesi", "Katılımcılık" ve "İnovasyon" gibi kulağa hoş gelen kavramlar, belediyenin basılı yayınlarında ve medya kampanyalarında başköşeye çekildi.

Peki, sahaya inildiğinde durum neydi? Akademik raporlarda süslenen bu vizyonel hedefler, bütçe kaynakları ve devasa reklam harcamalarıyla birleşmesine rağmen kent içi ulaşım krizine, altyapı çöküşüne ve kentsel dönüşüm tıkanıklığına engel olamadı. Katılımcılık vizyonu olarak sunulan İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu (İEKKK) ve İzmir Akdeniz Akademisi gibi oluşumlar, bağlayıcı bir karar mekanizmasına dönüşemeyerek vitrin süsü olmanın ötesine geçemedi.

2. Dev Bütçeler ve Reklam Kampanyalarının Arkasındaki Kurumsal Hafızasızlık

1999’dan bu yana kesintisiz süren tek parti yönetimine rağmen İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde gözlenen en çarpıcı zaaf, kurumsal hafıza eksikliği ve devamlılık yoksunluğudur. Her gelen yönetim veya değişen bürokrasi, bir önceki dönemin "vizyon projesi" olarak lansmanını yaptığı işleri adeta çöpe atmış ya da atıl duruma terk etmiştir.

  1. Tamamlanamayan ve Unutulan Vizyonlar: Büyük iddialarla duyurulan, halkın parasıyla milyonlarca liralık tanıtım filmleri çekilen lansman projeleri, lansman ışıkları söndükten sonra yerel basının ve kentlilerin gözü önünde zamana yenik düşürülmüştür. Katı atık bertaraf tesislerinden kentsel dönüşüm alanlarına, stadyum tartışmalarından körfez temizliğine kadar pek çok hayati proje, takipsizlik ve bürokratik beceriksizlik yüzünden çıkmaza girmiştir.
  2. Kendi İletişimini Öz Kaynakla Yapma Söyleminin Gerçekliği: İBB’nin reklam ve kamu iletişimi stratejileri üzerine yazılan raporlarda, iletişim hizmetlerinin dışarıya ihale edilmek yerine "öz kaynakla" yürütüldüğü övünçle anlatılmaktadır. Oysa yerel basına da sıkça yansıdığı üzere; belediyenin öz kaynakları ve iletişim kanalları, somut hizmetlerin üretilip takip edilmesinden ziyade algı yönetimine, dev bütçeli billboard reklamlarına ve dönemsel halkla ilişkiler faaliyetlerine harcanmıştır.

3. "Ankara Bize Engel Oluyor" Bahanesi Nereye Kadar?

İzmir yerel yönetiminin çeyrek asırdır sığındığı en konforlu liman, "Merkezi hükümet bizi cezalandırıyor, Ankara onay vermiyor" söylemi olmuştur. Şüphesiz ki vesayet odakları, bürokratik onay gecikmeleri ve siyasal kutuplaşmalar yerel yönetimlerin hareket alanını daraltan faktörlerdir. Ancak veriler ve bütçe gerçekleri incelendiğinde bu bahanenin de inandırıcılığını kaybettiği görülmektedir:

  1. Eşit Yatırım Bütçesi ama Yetersiz Saha Sonucu: İBB’nin kendi yayınladığı raporlarda dahi, 2002–2015 yılları arasında merkezi idarenin İzmir'e yaptığı 8,8 milyar dolarlık yatırıma karşılık, İBB ve şirketlerinin kendi öz kaynaklarıyla 8,8 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdiği gururla vurgulanmaktadır.
  2. Soru Şu: Madem merkezi idare kadar devasa bir yatırım bütçesini elinizde tuttunuz ve kullandınız; bu 8,8 milyar dolar nerede? Neden İzmir hâlen şiddetli bir yağmurda felç olan altyapıyla, körfezin kokusuyla, çözülemeyen kentsel dönüşüm krizleriyle ve kangren haline gelmiş trafikle boğuşmaktadır?

Görülen odur ki; sorun bütçe ya da kaynak yokluğu değil, bütçeyi yönetme basiretsizliği, projelerin takibini yapacak kurumsal hafızadan yoksunluk ve plansızlıktır.

4. Kırsal Kalkınma ve Kooperatifçilik: Başarı mı, Siyasi Vitrin mi?

İzmir Modeli'nin en çok reklamı yapılan ayaklarından biri "Süt Kuzusu" ve kooperatif destekleri gibi kırsal kalkınma projeleridir. Tire Süt, Bademli ve Bayındır kooperatifleri üzerinden yürütülen bu uygulamalar şüphesiz üreticiye cansuyu olmuştur. Ancak bu projeler dahi, sistematik ve kurumsal bir tarafsızlıkla sürdürülmek yerine, yönetimin değişmesiyle birlikte siyasi ve bürokratik tartışmaların odağı haline getirilmiş, sürdürülebilir bir kırsal kalkınma modeli olmaktan ziyade dönemsel başarı hikâyeleri olarak sınırlandırılmıştır.

5. Sonuç: Ambalaj Var, İçerik Boş

1999'dan bu yana kesintisiz aynı siyasi anlayışla yönetilen bir kentte, "devamlılık" ve "kurumsal hafıza" bahanesi üretilemez. Bir kenti 25 yıl yönetip de hâlâ temel altyapı ve ulaşım sorunlarını çözememişseniz; her yeni dönemde bir önceki dönemin vizyon projelerini rafa kaldırıp yeni reklam kampanyalarıyla vakit kaybediyorsanız, orada bir "model"den söz edilemez.

İzmir Modeli; ne yazık ki bol bütçeli reklamların, süslü akademisyen raporlarının ve "Ankara engelliyor" mağduriyetinin arkasına gizlenmiş, takipsiz bırakılan projelerin ve kaybolan kurumsal hafızanın hazin bir özetidir. İzmir halkı artık kağıt üzerindeki teorik modelleri, billboardları süsleyen sloganları değil; başladığı işi bitiren, bütçesini reklama değil altyapıya yatıran ve kurumsal hafızasına sahip çıkan somut bir yönetim vizyonu beklemektedir.

YouTube: https://www.youtube.com/watch?v=HbxaCrYDylg

 

 

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış.İlk yorum yapan sen ol...

Yorum Yap

Bu Alan Boş Bırakılamaz
Bu Alan Boş Bırakılamaz
Yorum Yapma Şartlarını Kabul Etmediniz