YİNE Mİ YATAK ODASI GÜNDEMİ?
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, bir televizyon programında toplumun temelinin aile olduğunu söyleyerek, “Eğer çocuğunuz yoksa sadece karı koca oluyorsunuz, aile olamıyorsunuz” dedi.
Aynı programda tek çocuğun yeterli olmadığını da savundu.
Haliyle, Memişoğlu’nun bu görüşleri doğumdan bakıma çocuktan birinci derecede sorumlu kadınları başta olmak üzere biyolojik sebeplerle anne baba olamayanları, maddi durumu elvermediği için çok istediği halde çocuk sahibi olmayanları ve özel konularına başkalarının karışmasını saygısızlık olarak görenleri incitti.
SİSTEM HEP PARAYLA DÖNMÜYOR MU?
Aklımı kurcalayan bir soru var:
“Türkiye’deki sağlık hizmetlerinden memnun olan kaç kişi var acaba?”
Elbette devlet ve üniversite hastanesindeki işlerini siyasi bağlantılar, eş dost tanıdık aracılığıyla ya da torpille çözebilenler dışında…
Bu soru ilk olarak, kontrol için detaylı beyin görüntüleme hizmeti almam gerektiğinde aklıma geldi. Çünkü İzmir’deki bir üniversite hastanesi bana tam 7 ay sonrası için randevu verdi.
Yani, ciddi bir hastalığım olsaydı o güne kadar çoktan öbür dünyaya göçmüş olabilirdim.
Ne mutlu bize bir çaremiz vardı. Ama parasıyla… Aynı üniversite hastanesinden bana göre yüklü sayılabilecek bir miktar para karşılığı özel hizmet alabildim, kapısında kuyruklar oluşan o cihaza ulaşabildim.
Yine de vicdan sahibi her yurttaş gibi bu durum bana yeterli maddi gücü olmadığından aylarca sıra bekleyenleri unutturmadı.
Merak edip araştırmak isteyen olursa hastanenin adını, cihazın özelliğini ve olayın tarihini de verebilirim.
YENİDOĞAN ÇETESİ UNUTULDU MU?
Yeni sağlık problemlerini göz önüne alarak hemen tamamlayıcı sağlık sigortası yaptırdım. Elbette o da yüklü bir para karşılığında. Çok zengin olduğumdan ya da yandaş olmadığım için zorlukla, kan ter ve gözyaşıyla kazandığım paraları havalara saçmak istediğimden değil elbette.
Sürünmeden yaşamak için…
Belki başka bir zorunlu ihtiyacıma harcayacağım bütçeden kısarak. Üstelik anayasasında “sosyal devlet” ibaresi bulunan bir ülkede.
Yıllarca maaşımdan sağlık sorunları gibi zor durumlar için yüz binlerce lira para kesildiği halde…
Yaşadığım bu tatsız olayı unutabilirdim ama tanık olduğumuz “yenidoğan çetesi” gibi skandallar ülkenin sağlık sistemindeki sorunları gözümüze sokmaya devam etti.
112 Acil Çağrı Merkezi’ndeki işbirlikçilerle ortak hareket ederek bebek acil hastalarının anlaşmalı özel hastanelerde bilinçli olarak ölümüne yol açan bir çete sağlık sistemindeki cellat gibiydi.
O cellat kaç bebeğin canını aldı, kaçını sakat bıraktı tam olarak bilmiyoruz. Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun kafasındaki AİLE şablonuna uyabilecek kaç anne baba gözyaşları içinde evlatlarının cenazesini aldı onu da söyleyemiyoruz.
Şimdi sorsak belki “çeteyi çökerttiklerini, suçluları adalete teslim ettiklerini” iddia edecek bazı yetkililer aslında o çetenin devletin içinde büyümesine göz yumanlar, alet olanlardır.
Türk Tabipler Birliği suçu ve suçluyu zaten teşhis etti:
“Yenidoğan çetesi olayı sağlıkta piyasacı dönüşümün vahim sorunlarından biridir. Çözüm ise kamucu, eşit, ulaşılabilir, ücretsiz, nitelikli bir sağlık sistemidir.”
Başka biçimde ifade etmek istersek, suçlu sistemdir, sistemi kuranlardır.
Peki yürekleri yakan bu skandaldan sonra kaç siyasetçi, üst düzey bürokrat görevinden istifa etti?
Herkes biliyor ama ben bir kez daha yazayım SIFIR…
Şüphesiz milyonlarca örnek var, hastane kapılarında yoksunluklar, acılar yaşayan ya da yaşamamak için cebindeki 3 kuruş parayı özel kuruluşlara kaptıran…
Memişoğlu gibi düşünenler ya da siyasi ikbal hevesiyle onun açıklamalarını savunanlar bana şu soruyu yöneltebilir: “Sağlık sisteminde iyi bir şey yok mu?”
Elbette var, idealist doktorlar, fedakar hemşireler, umut veren tedaviler, tıbbi teknolojinin sağladığı imkanlar var. Ne yazık ki bozuk bir sistemin dişlileri arasında kaybolup gidiyorlar.
SAĞLIKTAKİ SORUNLAR BİTTİ SIRA AİLEYE GELDİ
Sağlık kavramını “bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik hali” olarak tanımlayan Dünya Sağlık Örgütü, sağlık hizmetini de insanın en temel haklarından biri olarak açıklıyor.
Türlü çeşitli skandallarla çalkalanan sağlık sektörünün sorunları bu kadar ciddi durumdayken konudan sorumlu Bakan Memişoğlu’nun çıkıp “çocuksuz aile olmaz” minvalindeki açıklaması bana McCombs ve Shaw’ın “gündem belirleme” kuramını hatırlatıyor. Kurama göre, kitle iletişim araçları ya da bu araçları kullananlar, izleyicilere, yurttaşlara “ne hakkında” düşünmesi gerektiğini söylüyor.
Örneklemek gerekirse bir ülkede gençler pankart taşıdığı için hapislere atıldıysa yani demokrasi sorunları varsa, asgari ücretliler ya da emekliler geçinemiyorsa veya milyonlarca genç işsizse yani ekonomik sorunlar varsa, liyakatsızlık had safhadaysa, yandaş olmayan iş bulamıyorsa aç kalıyorsa, Türki Cumhuriyetler KKTC’yi değil de Güney Kıbrıs’ı tanıyor bu durum da Türkiye’nin diplomatik gücünü dünyada tartışmaya açıyorsa gündem belirleme kuramı ile ilgiyi “çiftlerin yatak odasına” ya da “kadının doğum şekline” çekebilir rahat bir nefes alabilirsiniz. Hatta bir süre sorumluluktan bile kaçabilirsiniz.
Kurama göre böyle…
GÜNDEMİNİZİ BAŞKA YERDE KURAR MISINIZ?
Sivassporlu futbolcuların Sağlık Bakanlığının vajinal doğuma teşvik için yürüttüğü kampanya kapsamında sahaya “Doğal olan normal doğum” pankartıyla çıkması da tepkiye yol açmıştı mesela.
Normal doğumu normal şartlarda sağlık örgütlerinin savunduğunu ve tavsiye ettiğini elbette biliyoruz.
Ama neden bir futbol karşılaşmasında, neden doğum yapma yeteneği bulunmayan erkekler ve neden yine çoğunluğunu hemcinslerinin oluşturduğu bir gruba “normal doğum” propagandası yapar?
Birkaç nedeni olabilir, kampanyadan sorumlu olanlar sağlık iletişimi kurmayı bilmiyor olabilirler veya futbola ilgisi olan erkekler aracılığıyla kadınlar üzerinde baskı kurmayı amaçlayabilirler son olarak da gündem belirlemek isteyebilirler.
Eğer öyleyse bir zahmet gündeminizi artık “yatak odası” dışında belirleyebilir misiniz?
YORUMLAR
Yorum Yap