İnsan canının ucuzluğu ve şiddetin sıradanlaştığı bir ülkede büyümek
Kahramanmaraş’ta bir okul…
Henüz 8. sınıfta olan bir çocuk…
Ve geride kalan 10 can.
Bu cümleleri yan yana getirmek bile insanın içini kaldırmaya yetiyor. Daha çocuk sayılması gereken yaşta, bir bireyin böylesine ağır bir şiddet eylemini gerçekleştirmesi; sadece bir “olay” değil, içinde bulunduğumuz toplumun aynasıdır. Bu aynaya baktığımızda gördüğümüz şey ise giderek daha fazla yüzleşmek zorunda kaldığımız bir gerçek: insan canının ucuzluğu.
Peki bu noktaya nasıl geliyoruz?
Tek bir sebep yok tabii ki. Aile, yaşanılan travmalar, çevre, ekonomik şartlar… Hepsi bir bütün. Ama bunların yanında artık hayatımızın çok büyük bir parçası haline gelen bir şey daha var: izlediklerimiz.
Son yıllarda dizilere baktığımızda aynı şeyleri görüyoruz. Silahlar, çatışmalar, mafyalar… Bunlar artık sıradan sahneler haline geldi. Hatta çoğu zaman bu karakterler kötü olmalarına rağmen güçlü, karizmatik, saygı duyulan insanlar gibi gösteriliyor.
Şiddet sadece gösterilmiyor, sanki bir çözüm yoluymuş gibi anlatılıyor.
Türkiye’de yapılan araştırmalar da bunu destekliyor. Dizilerde ciddi oranda şiddet var ve bu şiddet çoğu zaman normalleştirilerek sunuluyor. İzleyicilerin büyük bir kısmı bundan rahatsız olduğunu söylüyor ama yine de izlemeye devam ediyor.Yani aslında burada hepimizin içinde olduğu bir çelişki var.
Kimse “bir dizi izledi diye biri suç işler” diyemez. Hayat bu kadar basit değil. Ama şu gerçeği de görmezden gelemeyiz: Sürekli şiddet görmek, insanın şiddete bakışını değiştirir.
Eskiden neden bu kadar etkilenilmiyordu?
Eskiden de bu tarz diziler çokça vardı ama erişim bu kadar kolay değildi. Bir çocuk eskiden şiddet içerikli bir sahneyi izlemek için belirli saatleri beklemek zorundaydı. Bugün ise telefonuyla, günün her saatinde, sınırsız içeriğe ulaşabiliyor. Özellikle TikTok ve Instagram’da mafya dizilerinden kesitler, “edit” videolar, ağır müziklerle paylaşılıyor. Silah tutan karakterler, sert bakışlar, “güçlü erkek” imajı… Binlerce beğeni alıyor.
Yani şiddet sadece izlenmiyor, aynı zamanda estetik bir şeye dönüştürülüyor.
Üstelik bu içeriklerin çoğu denetlenmeden dolaşıyor. Ailelerin kontrolü zayıflarken, algoritmalar çocukların karşısına daha fazla benzer içerik çıkarıyor.
Peki neden özellikle erkek çocuklar bu tür olaylardan daha fazla etkileniyor?
Araştırmalar, erkek çocukların toplumsal roller gereği daha fazla “güç”, “otorite” ve “kontrol” kavramlarıyla büyütüldüğünü gösteriyor. Bu durum, şiddeti bir çözüm aracı olarak görme eğilimini artırabiliyor. Mafya dizilerinde “güçlü olanın kazandığı” mesajı sıkça işlenirken, bu mesajlar gençlerde yanlış bir karşılık bulabiliyor. Kız çocukları ise genellikle daha farklı sosyal rollerle yetiştirildiği için şiddete yönelme oranı görece daha düşük kalıyor.
Son günlerde çocuk suç oranlarını daha fazla konuşur hale geldik. Neredeyse her gün yeni bir olay, yeni bir başlıkla karşılaşıyoruz. 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ı, 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin öldürülmesini ve 15 yaşındaki Alperen Ömer Toprak’ı daha dün gibi hatırlıyorum; etkisinden hâlâ çıkabilmiş değilim. Bu isimler hafızamızda tazeyken, daha da ağır olan şey bu olayların sadece mağdur çocuklarla sınırlı kalmaması; faillerin de çocuk yaşta olması. Bir yanda çocuk denince akla gelmesi gereken masumiyet, oyun ve hayatın başlangıcı varken, diğer yanda cinayet gibi ağır suçlarla anılan çocuklar gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
Nasıl oldu da çocukluk ile şiddet bu kadar iç içe anılır hale geldi?
Tüm bu yaşananlar artık tek tek olaylar değil, üst üste biriken bir kırılmanın işareti gibi. Ve en sonunda Kahramanmaraş’taki okulda yaşanan saldırı, bu zincirin en sarsıcı halkalarından biri olarak karşımıza çıkıyor; çünkü güvenli olması gereken bir yerde, çocukların dünyasında bile şiddetin bu kadar yakına gelmiş olması, hepimizi derinden sarsıyor.

YORUMLAR
Yorum Yap