Şehrin tapusu kimde? Belediyeler özgür mü?
Tanzimat’tan bugüne, modernleşme hikâyemizin en sarsılmaz sütunlarından biri yerel yönetimler oldu. Hepimiz mahallemizdeki parktan, musluğumuzdan akan sudan ya da kapımızın önündeki çöp konteynerinden sorumluyuz; ama bu hizmetlerin arkasındaki devasa çarkın nasıl döndüğünü, daha doğrusu dönmekte ne kadar zorlandığını pek konuşmuyoruz.
- | Son Güncelleme:
- | Egeli Gazete
Tanzimat’tan bugüne, modernleşme hikâyemizin en sarsılmaz sütunlarından biri yerel yönetimler oldu. Hepimiz mahallemizdeki parktan, musluğumuzdan akan sudan ya da kapımızın önündeki çöp konteynerinden sorumluyuz; ama bu hizmetlerin arkasındaki devasa çarkın nasıl döndüğünü, daha doğrusu dönmekte ne kadar zorlandığını pek konuşmuyoruz.
Kâğıt Üstünde Özerk, Kasada Bağımlı
1982 Anayasası’na baksanız tablo net: "İdare, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır." Yani devlet diyor ki; "Bazı işleri ben yaparım, bazılarını ise siz seçtiğiniz yerel yönetimlerle halledersiniz." Ancak kazın ayağı pek de öyle değil. Bugün Türkiye’deki yerel yönetim yapısı, özellikle 2012’deki 6360 Sayılı Kanun’la birlikte tam bir kabuk değişimine uğradı. Büyükşehirlerde İl Özel İdareleri kalktı, yerini YİKOB’lara bıraktı. Hizmet yelpazesi genişledi; belediyeler artık sadece yol yapan değil, sosyal dayanışmadan tarıma kadar her alana dokunan birer "yerel devlete" dönüştü.
Peki, bu devasa sorumlulukların faturası nasıl ödeniyor? İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
İktisat Bilimi Ne Diyor? Hakkio, Rush ve Quintos Uyarısı
Mesele sadece siyasi bir çekişme değil, aynı zamanda matematiksel bir sürdürülebilirlik krizidir. Literatürde Hakkio ve Rush (1991) ile Quintos (1995) gibi isimlerin geliştirdiği "Dönemler Arası Bütçe Kısıtı" modelleri tam da bu noktaya parmak basar.
Bu teorisyenlere göre bir yönetimin bütçesi, ancak gelirleri ile harcamaları uzun vadede "el ele" yürüyorsa sürdürülebilirdir. Eğer harcamalarınız roket hızıyla artarken gelirleriniz yaya kalıyorsa, o sistem "zayıf sürdürülebilirlik" tuzağına düşer. Quintos’un uyardığı gibi; harcamalar ile öz gelirler arasındaki makas açıldıkça, belediyeler borç sarmalına girer ve nihayetinde hizmet üretemez hale gelir.
"Kilit Taşı" Ama Cebinde Delik Var!
Belediyeler, yerel sistemin kilit taşıdır. Ancak bu kilit taşının harcı maalesef kendi cebinden gelmiyor. Rakamlar ürkütücü: 2019 verilerine göre, mahalli idarelerin toplam gelirleri içinde kendi ürettikleri "öz gelirlerin" payı sadece %43,32. Belediyelerde bu oran %37’lere, büyükşehirlerde ise merkezi idareden gelen paylara bağımlılık %75’lere ulaşıyor.
Düşünün ki bir ev geçindiriyorsunuz ama mutfak masrafınızın %75’ini babanız gönderiyor. Bu durumda mutfakta ne pişeceğine gerçekten siz mi karar verirsiniz, yoksa parayı gönderen mi? İşte yerel yönetimlerimizin yaşadığı temel kriz tam olarak bu: Mali Özerklik Çıkmazı.
İzmir Örneği: Hizmete "Vakıf Malı" Barajı
Bu mali kıskaca son yıllarda bir de "idari kuşatma" eklendi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, artık şehirlerde "ikinci bir belediye" gibi çalışmaya başladı. Bu durumun en somut örneğini İzmir’de izliyoruz.
Binlerce gencin koluna altın bilezik takan Meslek Fabrikası ve belediyenin hizmet binaları bir yana; mezarlık ve defin işlerinin yürütüldüğü binanın dahi "vakıf malı" gerekçesiyle tahliye edilmek istenmesi, yerel yönetimin nefes borusunu kesmektir. Defin hizmetlerinin kalbi sayılan binaların boşaltmaya zorlaması, Hakkio ve Rush'ın uyardığı o bütçe dengesini daha da bozmakta; belediyeyi fiziksel ve mali olarak işlevsiz bırakmaktadır.
Sonuç: Şehri Yerinden Yönetmek mi, Merkezden Seyretmek mi?
Hakkio, Rush ve Quintos'un modelleri üzerinden bakarsak; Türkiye’de yerel yönetimlerin mali sürdürülebilirliği bıçak sırtında. Öz gelirleri yetersiz olan, vergi toplama yetkisi kısıtlanan ve üzerine bir de mülkiyet tartışmalarıyla eli kolu bağlanan bir belediyeden "vizyoner projeler" beklemek ne kadar gerçekçi?
Eğer yerel demokrasiyi gerçekten güçlendirmek istiyorsak, belediyeleri merkezin birer "şubesi" veya "kiracısı" olmaktan çıkarmalıyız. Şehirlerimizin anahtarı, o şehrin seçmeninde kalmalı; Ankara’nın bürokrasi koridorlarında değil.
YORUMLAR
Yorum Yap