1. Anasayfa
  2. Haberler
  3. Güncel
  4. Savaşların ateşinde Türk Devrimi, vadedilmiş topraklar ve İlber Ortaylı

Savaşların ateşinde Türk Devrimi, vadedilmiş topraklar ve İlber Ortaylı

Bu yazıyı, ABD- İsrail – İran Savaşı’nın tam ortasında, ne olacağı, nereye evrileceği hiç belli olmayan garip bir süreçte, yani ABD Emperyalizminin dümenine Trump isimli bir manyağın geçmiş olduğu acımasız ve vahşi bir ortamda yazmaktayım..

  • | Son Güncelleme:
  • | Egeli Gazete

Bu yazıyı, ABD- İsrail – İran Savaşı’nın tam ortasında, ne olacağı, nereye evrileceği hiç belli olmayan garip bir süreçte, yani ABD Emperyalizminin dümenine Trump isimli bir manyağın geçmiş olduğu acımasız ve vahşi bir ortamda yazmaktayım..

Önce..

Sosyal medyada hızla dolaşan, profilini kilitlemiş, Samsun-Terme yöreli olduğu belirtilen Selami Korkmaz isimli bir gencin paylaşımını önce okuyalım.

BİR YAHUDİ’NİN İTİRAFI:

“M. Kemal bir Yahudi idi. Onun etrafındakiler de Yahudi idi. Cumhuriyetin ilanının hemen ardından Selânik’ten "Türk, diye Sabetaycı Yahudileri getirdik. Yeni göçmüş olmalarına rağmen onları bir anda ülkenin en zenginleri,toprak zenginleri, iş verenleri, sanatkârları, ünlüleri yaptık. Ankara’yı başkent ilan etmeye biz karar verdik.

Yahudi kardeşlerimize haber verip dağını taşını satın aldırdık. Bir anda gayr-i menkul zengini oluverdik. Türkler Kurtuluş Savaşı falan kazanmadı. İngiltere’ye karşı durmadık. İngiltere’de hâkim Yahudiler ile anlaştık ve bu toprakların Yahudi Cenneti ayarında ilan edilecek yeni bir Cumhuriyet ile bize bırakılmasına karar verdik. Bu bir plândı. İngilizler bu nedenle savaşmadan geri çekildi.

Bu süreçte pek çok sanal kahraman ürettik. Ordunun adını bile Türk Silahlı Kuvvetleri koyduk. Merkez bankasını çok uluslu ve çok ortaklı bir anonim şirket yaptık. Bu süreçte Sabetayist Yahudilerden çok faydalandık. Çok ince hesaplar yaptık.

Plânlarımızı büyük bir gizlilik ve başarı içinde uyguladık. Ne kadar hayatta kalmış Türk ve Müslüman fikir adamı ve beyin takımı varsa onları da sudan bahanelerle astırdık. Olmadı sürgüne gönderdik. İstiklâl Mahkemelerinin hâkimlerinin de çoğunu Yahudi olanlardan oluşturduk. Önce asıp sonra yargıladılar. İnkılâplar çok önceden belirlediğimiz bir plânın parçasıydı.

İngiliz ajanı Ali Suavi ve Ziya Gökalp ile inkılâpların temelini oluşturduk. Mustafa Kemal yıllar evvel hazırladığımız büyük oyunun nice uygulayıcılarından sadece biridir. O,oyunun son perdesini büyük maharetle oynadı ve tabir câizse,taşı gediğine koydu. Ondan önce çok kişi çabaladı,bu plânı M.Kemal iyi oynadı. Bütün başarının onun zaferiymiş gibi görülmesi sonraki süreçte sıkıntılara sebep olsa da bunları da aştık.

Muhalif Yahudileri İzmir Suikastı bahanesi ile astık. 1943'te Varlık vergisini çıkarılmasını da biz plânladık. Yahudilerin çoğunu ilan edilecek İsrâil’e gönderdik.  İsrâili ilk Türkiye tanıdı,bunu aslında Yahudi aklı yaptı. Biz büyük işler başardık.

Atatürk’ün öldüğü gün tüm Türkiye’de olduğu gibi bizim evde de matem havası hâkimdi. Babamın ağladığına ilk kez o zaman şâhit oldum.

Bir yahudi; Goyim'e (Yahudi olmayan diğer insanlar,yâni hizmet hayvanları merhamet etmeyeceği gibi kendisinden olmayana da asla tevâzu, şükran, minnet ve mihnet gösteremez.!

Kendilerinden olmayanlara tevâzu ve hoşgörü göstermek tâlim ve terbiyelerinde yoktur.!

Jack Kamhi, yahudi iş adamının yeni çıkacak olan kitabından alıntı.! (Analiz; Taha Akyol, gazeteci)

Yaşar Aksoy’un Yorumu: Selami Korkmaz gerçek isim mi, bu yazının sosyal medyada ilk paylaşımı yapıp yayan kim, Jak Kahmi böyle bir kitap yazdı mı, Taha Akyol isimli gazeteci bu yazı için bir analiz yaptı mı, bunları bilemiyoruz. Ancak şu kesin.. Binbir belanın içinden ve kanlı savaşlardan süzülerek g elen Türk Devrimi’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti içinde fesat, fitne, bozgunculuk ve iftira rüzgarları estiren özellikle Siyasal İslam’ın borazanları (Kadir Mısıroğlu vs.), sahte libarel solcular (Ahmet Altan vs.) ve sahte milliyetçiler yukarıdaki iddiaları, 100 yıldır utanmazca savunmuyorlar mı?

Türkiye’nin kuyusunu kazıyorlar.

Çünkü ülkemizin batmasını istiyorlar.. Bu kesin..

Öte taraftan etnik milliyetçi Kürtçüler ne yapıyor, Osmanlı Kürt İsyanlarından beri?... Alttaki haberi okuyalım:

VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR NERESİ?

Mardin Kızıltepe’de konuşan Dem Partili Sezai Temelli;

“Buralar vadedilmiş topraklar. Musa, bütün ömrünü bu toprakları arayarak geçirdi. geldiler (Türkler) buraları da kuruttular” demedi mi?..

Temelli’nin “Türkiye’nin en bereketli toprakları burası... Buralar vadedilmiş topraklar. Musa, bütün ömrünü bu toprakları arayarak geçirdi. Geldiler bu toprakları da kuruttular!” şeklindeki sözlerine AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş tepki gösterdi.

Temelli'nin bu sözlerini paylaşan Muş, "Maskeler düşüyor. Gerçek yüzler ortaya çıkıyor. HDP Eş Başkanı siyonist olduğunu gizlemiyor. Sözde vadedilmiş toprakları İsrail’e vermeyi ima ediyor. Biz bu toprakları şehitlerimizin kanıyla aldık. Burası vatanımız. Bizim, Siyonist uşaklarına verecek tek karış toprağımız yok!" dedi. (M. Salih Keskin, Mehmet Aslan – İLKHA) https://ilkha.com/yerel-secim/siyonist-agziyla-konusan-hdpli-temelliye-tepki-93213..

Yahu, hayret bir şey.. Şu ABD – İran Savaşında, bir çokİsrailli sivil ve asker yetkili, bir anda TC’nin sınırları içindeki vaat edilmiş topraklardan söz etmeye başladılar.. Dikkatinizi çekmedi mi?..

İzmirli ressam Kadri Atamal'ın eseri. 

PROF. HAKKI UYAR’IN YORUMU

“.. DEM ve ağababaları istiyor ki Türkiye Cumhuriyeti, ulus devlet yapısı parçalansın. Ama onlar ABD-İsrail taşeronu olarak Pan Kürdizm  yapsın. Güneydoğu Anadolu, kuzey Kürdistan olsun. Onlara Cumhuriyet ve 1924 Anayasası öncesine dönmek yetmez. II. Mahmut öncesine dönmek isterler.

Çünkü Türkiye'de merkezi bir devlet yapısı II. Mahmut döneminde kurulmaya başlandı ve bu süreç Dersim isyanı sonunda tamamlanabildi. II. Mahmut öncesi, yurtluk-ocaklık sistemidir. Yavuz'a kadar gider. Adamlar hem Pan Kürdizm hem de Türkiye'nin bütününe ortak olma derdinde.

Aklı başında olan kimse Kürdistan bizim, Türkiye hepimizin tezgahına gelmez. Hendek olaylarının tekrarını yeniden yaşarız. DEM ile MHP'nin talepleri nasıl uzlaşacak? Ya CHP bu süreçte stepne olur mu? Göreceğiz. (15.12.2025)

TÜRK DEVRİMİ NEDİR?

Türk Devrimi, savaşların ateşinde pişmiş ve olgunlaşmıştır..

Bu yazıyı, ABD- İsrail – İran Savaşı’nın tam ortasında, komşu topraklara vızır vızır füzeler atılıp, nice sivil ve askeri hedef yerle yeksan olurken, İran İslam lideri Hamaney gibi devlet önderleri öldürülüp binlerce kişi katledilirken, haber kanalları ve yazılı basın savaş haberleri verirken yazmaktayım..

Çünkü Amerikan Emperyalizmi, tıpkı Avrupa ülkelerinipeşine takıp 15 Mayıs 1919’da İzmir’e saldırdığı gibi, aynı mizansen ile bu kez İran’a saldırıyor.

Neymiş?.. Mondros Mütarekesi’nin 7.maddesine göre, yenik Osmanlı Devletinin bir bölge veya şehrinde anarşi çıkarsa, İtilaf devletleri (ABD, İngiltere, Fransa, İtalya), ABD Başkanı Wilson’un yönettiği Paris Barış Konferansının kararına göre, İzmir’e Yunanistan eliyle asker çıkarabilirmiş!..

Neymiş efendim?.. Ortadoğu’da anarşi, İslam yayılmacılığı ve savaş kışkırtıcılığının merkezi olan İran’a, ABD-İsrail ittifakı yararına kanlı biçimde müdahale edilmeliymiş..

Bakış açısı aynı.. Hedef aynı.. Niyet, Emperyalizmin egemenlik bayrağını yükseltmek..

Türkiye 2.Dünya Savaşı’nda olduğu gibi bu şeytani savaşın içinde olmamakla, tarihi bir barışçı görevi şimdilik yerine getiriyor. 

Türkiye, son 200 yılın boyunca savaşların ateşi içinden geçerek işgaller, isyanlar, darbeler ve Emperyalizmin tuzaklarını atlatarak bu günlere geldi.. Türk Devrimi’nin “Yurtta sulh, dünyada sulh” ilkesi sayesinde Türk Devrimi bu yolda, çeşitli kazalara uğrasa da kararlı biçimde yürüdü için bugün tepesine bombalar yağmıyor.

Peki geleceğimize nasıl bakalım?..

Yazımızın konusu budur. Yolumuza devem edelim..

Bizi bekleyen geleceği biraz okumaya başlayalım....

OSMANLI’NIN SON SAVAŞLARI

Osmanlı Devleti'nin dağılma dönemi savaşları ve yıllarını tekrar öğrenelim..

1792 ile 1922 yılları arasında gerçekleşen tüm siyasi ve askeri olayları kapsayan döneme Osmanlı Devleti dağılma dönemi adı verilmektedir. Doğuda ve batıda, çoğunlukla büyük toprak kayıplarıyla sonuçlanan Osmanlı Devleti dağılma dönemi savaşları hangileridir? 

Uzun yıllar birden fazla cephede devam eden ve maliyeti sebebiyle ülke ekonomisini zor bir durumun içine sokan Osmanlı Devleti dağılma dönemi savaşları yılları kaçtır? Dağılma döneminde gerçekleşen tüm savaşları ayrı ayrı başlıklar altında incelediğimiz yazımızı sunalım. (Alıntı: Vikipedi)

Üç kıtaya yayılmış bir imparatorluk iken, savaş alanlarında aldığı mağlubiyetlerin bir sonucu olarak Anadolu coğrafyasına doğru sıkıştırılmaya başlanan Osmanlı Devleti dağılma döneminde kaç tane savaş yapmıştır? İşte, tüm detaylar.

130 yıllık bir süre zarfında gerçekleşen Osmanlı Devleti dağılma dönemi savaşları kronolojik sırayla şu şekilde listelenebilir:

Fransa’nın Mısır Seferi (1798 – 1801)

Fransa’nın, doğu ticaret yolları üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmek amacıyla gerçekleştirdiği bir seferdir. 1798 yılında Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya karşı ilan ettiği savaşta, Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Akka üzerindeki Fransız kuşatmasını püskürtmüş ve Fransa 1799 yılında geri çekilmek zorunda kalmıştır. Savaşın sonunda iki devlet arasında 1801 yılında Paris Antlaşması imzalanmış ve Mısır, Osmanlı idaresinde kalmıştır.

1806-1812 Osmanlı – Rus Savaşı

Osmanlı Devleti’nin Rus yanlısı olan Eflak ve Boğdan beylerini görevden alması üzerine, bölgede gerçekleşen Rus saldırıları üzerine Osmanlılar Rusya’ya savaş ilan etti. Rusya’nın galibiyetiyle sonuçlanan savaşın sonunda 1812 yılında Bükreş Antlaşması imzalandı.

Antlaşmanın sonuçlarına göre; Rusya, Eflak ve Boğdan’dan geri çekilmiş ancak Besarabya bölgesi Ruslara bırakılmıştır. Savaş sırasında da süren isyanların sonucunda Sırplar, 1817 yılında özerk bir statü kazanmışlardır.

1807-1809 Osmanlı – İngiliz Savaşı

İngiltere; Osmanlılardan, Tuna’nın Ruslara verilmesini ve Fransızlara savaş ilan edilmesini istemişti. Yapılan bu teklif, Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmeyince İngiltere, 1807 yılında Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.

Çanakkale ve Gelibolu’yu geçerek Marmara Denizi’ne kadar gelen İngiliz donanması burada sert bir Osmanlı savunmasıyla karşılaştı ve geri çekilmek zorunda kaldı.

1821-1823 Osmanlı – İran Savaşı

1813 yılında gerçekleşen Rusya ile İran arasındaki savaşta İran, Kafkaslardaki topraklarının bir kısmını kaybetmişti. İran bu kaybını, Osmanlı Devleti’nden yeni topraklar alarak telafi etme niyetiyle Bağdat’a saldırılar düzenledi. Bunun üzerine Osmanlı padişahı II. Mahmud, 1820 yılında İran’a savaş ilan etti. Savaş iki devlet arasında 1823 yılında imzalanan Erzurum Antlaşması ile sona erdi ve İran, savaş sırasında ele geçirdiği Bitlis ve Doğu Beyazıt’ı Osmanlılara geri verdi.

 

1828-1829 Osmanlı – Rus Savaşı

1827 yılında Navarin’de Osmanlı donanmasının yakılması üzerine, II. Mahmud, Rusya’dan savaş tazminatı istemişti. Bu talebi yerine getirmek istemeyen Rusya ise 1828 yılında Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Gerçekleşen savaşta Rus ordusunun batıda Edirne, doğuda ise Erzurum’a kadar gelmesi üzerine iki devlet arasında 1829 Edirne Antlaşması imzalandı.

Osmanlı Devleti imzalanan bu antlaşmayla bağımsız bir Yunanistan devletinin kurulmasını kabul etmiştir. Bu özelliğiyle 1828-1829 Osmanlı - Rus Savaşı, Osmanlı Devleti dağılma dönemi savaşları arasında önemli bir yere sahiptir.

Fransa’nın Cezayir’i İşgali (1830)

14 Haziran ile 7 Temmuz 1830 tarihleri arasında, Fransa Krallığı Cezayir’i işgal etti ve bölgede yaklaşık 300 yıldır süren Osmanlı hâkimiyeti sona erdi.

1. Osmanlı – Mısır Savaşı (1831 – 1833)

Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın, Osmanlılardan Şam valiliğini istemesi ve bunun reddedilmesi üzerine harekete geçen Mısır ordusu Suriye’yi geçerek önce Adana’ya ardından da Konya’ya kadar ilerledi. 1832 tarihinde Konya’da gerçekleşen savaşta Osmanlılar mağlup oldu ve 1833 yılında Kütahya Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre Şam valiliği, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya verilmiştir.

2. Osmanlı – Mısır Savaşı (1839 – 1841)

Gerçekleşen bu savaş, Mısır meselesini konuşmak üzere toplanan 1840 Londra Konferansı ile sona ermiştir ve Kavalalı askerlerini geri çekmiştir. Mısır ise özel imtiyazlı bir Osmanlı eyaleti haline gelmiştir.

1877-1878 Osmanlı – Rus Savaşı (93 Harbi)

Rusya, uyguladığı Panslavizm politikaları gereğince Balkanlar’da çıkan isyanları desteklemekte ve Romanya ile Bulgaristan’ın bağımsız olmasını istemekteydi. Bu taleplerin Osmanlılar tarafından reddedilmesi üzerine 1877 yılında savaş başladı.

Yaklaşık olarak 1 yıl süren ve Rusya’nın büyük üstünlüğü ile sonuçlanan savaşın sonunda 1878 yılında Ayestefanos Antlaşması imzalanmıştır. İmzalanan antlaşmanın Rusya için büyük kazançlar sağlamasından rahatsız olan Avrupalıların çabalarıyla bu antlaşma geçersiz sayılarak aynı yıl Berlin’de bir kongre toplanmıştır.

Toplanan bu kongrenin neticesinde 1878 Berlin Antlaşması imzalanmıştır. İmzalanan bu antlaşmayla Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlıklarını kazanmışlardır.

Trablusgarp Savaşı (1911 – 1912)

Siyasi birliğini geç tamamlayan ve sömürge yarışında geri kalmak istemeyen İtalya’nın, Trablus ve Bingazi’yi işgal etmesi üzerine Osmanlı Devleti ile İtalya, Trablusgarp Savaşı’nda karşı karşıya geldi.

Savaş sırasında On İki Ada ve Rodos’un İtalya tarafından ele geçirilmesi üzerine iki devlet arasında savaşı bitiren 1911 Uşi Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre; Trablus ve Bingazi İtalya’ya verilmiş, On İki Ada ise, yeni başlamış olan Balkan Savaşları sonuçlanana kadar İtalya kontrolüne bırakılmıştır.

1. Balkan Savaşı (1912)

Osmanlı Devleti ile Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ arasında gerçekleşen savaşın neticesinde Kırklareli, Edirne ve Batı Trakya Bulgaristan tarafından işgal edildi, Arnavutluk ise bağımsızlığını kazandı.

2. Balkan Savaşı (1913)

1. Balkan Savaşı’nın sonunda en kazançlı çıkan ülke Bulgaristan olmuştu. Bu durumdan rahatsız olan diğer Balkan devletleri Sırbistan, Karadağ, Romanya ve Yunanistan Bulgaristan’a saldırdılar.

Balkan coğrafyasında yaşanan bu karışıklığı bir fırsat olarak kullanan Osmanlı Devleti de bu savaşla, Edirne ve Kırklareli’ni geri aldı.

1. Dünya Savaşı (1914 -1918)

Osmanlı Devleti, Almanya ve Avusturya - Macaristan’dan oluşan İttifak Devletleri ile İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan İtilaf Devletlerini birçok cephede karşı karşıya getiren savaş, 4 sene sürmüş ve İttifak Devletlerinin mağlubiyetiyle sonuçlanmıştır.

30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmanın ardından Anadolu coğrafyası İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiş ve Osmanlı Devleti fiilen sona ermiştir.

Türk Kurtuluş Savaşı (1918 – 1922)

Mondros Mütarekesi’nden sonra 15 Mayıs 1919’da İzmir’in ABD destekli Yunanistan tarafından işgali ve ardından Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması ile başlayan Türk Kurtuluş Savaşı, Lozan antlaşması ile noktalanmıştır.

Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'nin Lozan şehrinde, Léman Gölü kıyısındaki Beau-Rivage Palace otelinde imzalanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan ve diğer ABD başta olmak üzere müttefik devletler arasında imzalanan bu barış antlaşması, “Türk Devrimi” sonucunda modern Türkiye'nin kurulmasına yıl açmıştır.. 

CUMHURİYET DÖNEMİ

Türkiye, 1950 sonrası Kore Savaşı’nda, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı Savaşı’nda yer almasıyla, 1984 Eruh – Şemdinli baskınlarıyla ortaya çıkan Emperyalizmin güdümündeki PKK Ayrılıkçı Silahlı Kürt örgütü ile 40 yıl süren bir savaş ile binlerce şehidi pahasına uğraşmasına, üstelik 1960, 1971, 1980, 2016’da ABD destekli FETÖ askeri darbeleri ile yıpranmasına rağmen, büyük bir yerel ve evrensel savaşa girmeden yoluna devam edebilmiştir. Bunda “Türk Devrimi”nin barışçı iç dinamiklerinin payı unutulmamalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923’te ilan edilip yeni cumhuriyet rejimin kurulmasından itibaren,  ABD – İsrail – İran 2026 Savaşına kadar geçen süreci analiz edebilmek için,ABD’nin özellikle İkinci Dünya Savaşından sonrakisavaşlarını ve saldırılarını iyi bilmek gerekmekte. Yani, ABD ile Komünist Dünya arasındaki “Soğuk Savaşı” iyi gözlemlemek şarttır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası süper güç haline gelen ABD, Soğuk Savaş döneminde Komünizmi çevreleme politikası kapsamında küresel askeri müdahaleler gerçekleştirdi. Kore Savaşı (1950-1953), Vietnam Savaşı (1955-1975), Körfez Savaşı (1990-1991) ve Afganistan/Irak işgalleri (2000'ler) öne çıkan büyük doğrudan saldırı ve müdahale operasyonlarıdır. 

Savaş sonrası öne çıkan başlıca Amerikan saldırıları:

Kore Savaşı (1950-1953): ABD, Güney Kore'yi destekleyerek Kuzey Kore ve Çin güçlerine karşı yoğun hava ve kara saldırıları düzenledi.

Vietnam Savaşı (1955-1975): Komünist Kuzey Vietnam'a karşı yürütülen, yoğun hava bombardımanları ve kara harekatları içeren uzun süreli müdahale.

Körfez Savaşı (1990-1991): Irak'ın Kuveyt'i işgali üzerine "Çöl Fırtınası" operasyonu ile yapılan askeri müdahale.

Afganistan ve Irak İşgalleri (2001-2003): 11 Eylül saldırıları sonrası başlayan ve bölgedeki rejimleri hedef alan doğrudan işgal hareketleri. Bu müdahaleler, ABD'nin küresel nüfuzunu koruma ve Sovyetler Birliği (SSCB) ile Çin'in etkisini sınırlama amacı taşıyordu. 

İran Savaşı (2026): Rusya ile Çin’in evrensel nüfuzunu kırma gizli niyeti ile, İran’daki Molla rejimini yıkma bahanesi ile, ama gerçekte bölgedeki petrol rezervlerine çökme amacı taşıyan ABD’nin İsrail ile birlikte giriştiği İran’a saldırı politikası ile başlayan savaş, bu yazının yazıldığı günlerde tüm hızı ile devam etmektedir.

TÜRK DEVRİMİ’Nİ İYİ ANLAMAK GEREKİR..

Savaşlarla yorulmuş bir tarihin içinden geçerek, kan ve ateşle yoğrulmuş yollarda tam bağımsızlık ilkesi için kuvayı milliye direnişiyle bir kurtuluş savaşı gerçekleştirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan Türk Devrimi, 1923 yılında kuruluşundan beri, İkinci Dünya Savaşında tarafsızlığını koruyarak savaşa girmemesiyle, Kore Savaşı’na ABD’nin yanında katılsa da, NATO İttifakına üye olsa da, ABD parmağının başrolü oynadığı iç darbeler ve kanlı iç çatışmalarla sarsılsa da, yoluna devam etmekte ve bayrağı göklerde şimdilik dalgalanmaktadır.

Geleceğini, üç tehlike karartmaktadır..

1- Emperyalizm..

2- Emperyalizmin güdümünde, Ortadoğu’da 4 ülkeyi parçalayıp (Suriye, Irak, İran, Türkiye) bir Kürt devleti kurma yolundaki Evrensel Kürtçülük..

3- İflah olmaz, dindar ve kindar nesilleri, cumhuriyeti yıkmak için seferber eden Siyasal İslamcılık..

Geçtiğimiz günlerde vefat eden benim bir gerçekKemalist olarak bağrıma bastığım İlber Ortaylı hoca sağ olsa idi, bu konudaki yazısın ne kadar güzel yazardı değil mi?..

Ama artık yok. 

Kendi başımıza ilerliyoruz. 

Benim becerim bu kadar.. 

İlber hocanın ardından yazılan bir cehennemlik yazıyı da ekleyelim de, Türkiye’de Ata mirasımız gerçek Müslümanlık değil, kavgacı yıkıcı ve Emperyalizme çalışan Siyasal İslamcılık nedir, iyice görelim.. Çünkü İlber hoca, Türk Devrimi’nin  çimentosunun “Kemalizm” olduğunu ilan eden cesur bir evrensel tarihçidir..:

İLBER ORTAYLI ELEŞTİRİSİ

Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan'dan çok sert İlber Ortaylı eleştirisi! 'Milleti ve tarihini 'tarihe gömen' adam!'

Yusuf Kaplan hayatını kaybeden tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı hakkındaki paylaşımında ağır eleştirilerde bulundu. Ayrıca Kemalist Ortaylı'nın tıpkı kemalist Halil İnalcık gibi Fatih Sultan Mehmed'in yanına gömülmesini eleştiren Kaplan 'Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii'nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı'nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.' ifadelerini kullandı.

Yusuf Kaplan hayatını kaybeden tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı hakkındaki paylaşımında ağır eleştirilerde bulundu.

X hesabından paylaşımda bulunan Kaplan, Ortaylı'nın tarihçi kimliğini eleştirirken 28 Şubat dönemini hatırlattı.

Kaplan, tarihçi Ortaylı'nın ölümünü, “yüzden sırtında hesabını veremeyeceği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan” şeklinde değerlendirdi.

Kaplan'ın X hesabında paylaştığı yazı:

MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!

“.. Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.

Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.

“GÖREVLİ” BİR ADAMDI

Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.

Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.

Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.

İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık'ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.

UCUZ KAHRAMAN

Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı'nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı'yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı'nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!

Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı'yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!

Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.

İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.

Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.

O yüzden sırtında hesabını veremeyeceği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.

FATİH CAMİİ'NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!

Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii'nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı'nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.

Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir. Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!..” (Yiğit Adam paylaşımı, 17.3.2026)

NOT: Yusuf Kaplan kimdir? Yusuf Kaplan, hâlen Yeni Şafak gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır. Aynı zamanda İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak akademik çalışmalarını sürdürmekte ve kurucusu olduğu Medeniyet Tasavvuru Okulu (MTO) bünyesinde eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.  (Wikipedia)

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış.İlk yorum yapan sen ol...

Yorum Yap

Bu Alan Boş Bırakılamaz
Bu Alan Boş Bırakılamaz
Yorum Yapma Şartlarını Kabul Etmediniz