Ormanlarda tapu müjdesi: Artık vatandaşın hakkı yasayla güvence altında!
Egeli Gazete TV ekranlarında Tuncer Beybağ’ın sunduğu "Toprağın Sesi" programına konuk olan Orman Mühendisi Mahir Orhan, ormancılık mevzuatında devrim niteliğinde bir değişikliğin müjdesini verdi. "Artık vatandaşın tapusu, orman şerhi nedeniyle geçersiz sayılmayacak" diyen Orhan, hem orman köylüsünü hem de üreticiyi yakından ilgilendiren kritik açıklamalarda bulundu.
- | Son Güncelleme:
- | Egeli Gazete
Egeli Gazete TV’nin ilgiyle takip edilen programı "Toprağın Sesi", bu hafta orman köylerinin kanayan yarası haline gelen mülkiyet sorunlarını ve orman ekosisteminin ekonomik değerini gündeme taşıdı. Program yapımcısı Tuncer Beybağ’ın sorularını yanıtlayan Orman Mühendisi Mahir Orhan, 11 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe giren yeni kanuni düzenlemeyle, on
TAPU VE ORMAN KADASTROSU KARMAŞASINA “GEÇMİŞ OLSUN”
Programda, Türkiye’deki en büyük sorunlardan birinin "Tapu Kadastrosu" ile "Orman Kadastrosu"nun yıllarca eşgüdümsüz çalışması olduğunu ifade eden Mahir Orhan, "Vatandaşın elinde devletin verdiği tapu var, ancak orman kadastrosu gelip 'burası orman' diyerek sahayı mülkiyet dışına çıkarıyordu. Demirci’den Tire’ye, orman sınırları içinde kalan binlerce dönüm arazide vatandaş kendi malını kullanamaz hale gelmişti. Ancak 11.06.2026 tarihli yeni yasa ile Orman Genel Müdürlüğü; tapu kayıtlarının doğruluğunu tespit etmesi halinde, bu arazileri bedelsiz olarak vatandaşın şahsına iade edecek." İfadelerini kullandı
Orhan, dava süreci devam eden veya hiç dava açmamış olan tüm vatandaşların, ilgili bölge müdürlüklerine başvurarak bu haktan yararlanabileceğini vurguladı.
İNCİR AĞACI DA ORMANA DAHİL
Tire ve çevresindeki dağların, üzerinde 30-40 yıllık incir ağaçları bulunmasına rağmen "orman" olarak sınıflandırılmasına tepki gösteren Orhan, "Bu topraklarda kadim bir üretim var. İncir ağacı dikmenin orman mülkiyeti açısından hiçbir sakıncası yok. Hatta zeytin, fıstık çamı, kestane gibi ağaçlar da öyle. Vatandaşın ürettiği bu alanları 'orman vasfı' gerekçesiyle üretime kapatmak büyük bir hataydı, bu yasa bu yanlışı düzeltecek" dedi.
ORMANLAR DEVLETİN DEĞİL MİLLETİNDİR
Programda "Devletçi" ormancılık anlayışının yerini "Milletin Ormancılığı"na bırakması gerektiğini savunan Mahir Orhan, "Türkiye olarak ormanlarımızın değerini henüz tam anlamıyla kavrayabilmiş değiliz. Örneğin Avrupa’ya baktığımızda orman ekonomisinin ülkelerin kalkınmasındaki ana damarlardan biri olduğunu görüyoruz. Portekiz bunun en net örneğidir; bugün Portekiz ekonomisinin önemli bir kısmı mantar meşesi ormanlarına dayanıyor. Mantar meşesi; otomotivden conta sanayisine, balıkçılıktan ilaç ve gıda sektörüne kadar inanılmaz geniş bir kullanım alanına sahip. Muazzam bir gelir kapısıdır. Bizim de Seferihisar’da geçmiş yıllarda ormancı arkadaşlarımızın emeğiyle dikilen 300 hektara yakın mantar meşesi sahamız var. Hatta Dikmen Vadisi’nde artık hasat zamanı gelen ağaçlarımız mevcut. Ancak maalesef bu büyük potansiyel hala değerlendirilmeyi bekliyor.Sadece mantar meşesi de değil, sığla ve ıhlamur gibi çok değerli ürünlerimiz de ormanlarımızda adeta sahipsiz kalmış durumda. Balçova’da, geçmişte özel idare tarafından dikilen 300’ün üzerinde sığla ağacı var; şu an 15-20 yaşlarına geldiler. Ancak ne Balçova halkının ne de yerel yönetimin bu hazineden haberi var. Sığla ağacı, kozmetik ve sağlık sanayisi için altın değerinde bir hammadde kaynağıdır. Buradan Balçova Belediye Başkanı’na açıkça sesleniyorum: Lütfen budeğerli ürüne sahip çıkın ve Balçova halkının ekonomisine kazandırın. Aynı durum ıhlamur için de geçerli; Ege’de tonlarca ıhlamur çiçekleri dökülüp boşa gidiyor, oysa bunlar katma değerli ürünlere dönüştürülebilir.Bu noktada belediyelerimize çok büyük görev düşüyor. Torbalı ve Seferihisar belediyelerinin yerel köylülerle birlikte başlattığı özel ağaçlandırma çalışmaları çok kıymetli ve başarılı örneklerdir. Ben de kendi köyümde öncülük ederek 110 dönüm civarında bir özel ağaçlandırma yapmıştım, şimdi bu alan Torbalı Belediyesi’nin desteğiyle köylüye hizmet ediyor. Tüm belediyelerimizi, büyükşehir yasasıyla birlikte köy tüzel kişiliklerinden kendilerine geçen bu orman varlıklarına sahip çıkmaya, onları projelendirip köylümüzle birlikte ekonomiye kazandırmaya davet ediyorum. Ormanlarımıza sadece ağaç olarak değil, milletin cebine girecek birer ekonomik kaynak olarak bakarsak, o zaman korumak da çok daha kolay olur." şeklinde konuştu.
YANGIN ENSTİTÜSÜ MODELİ GERİ GELMELİ
Orhan, orman yangınlarıyla mücadelede "söndürme odaklı" yaklaşımın terk edilerek "önleyici koruma" stratejisine geçilmesi gerektiğini "Orman yangınlarını sadece bir felaket olarak görmek ve yandıktan sonra söndürmeye odaklanmak büyük bir hatadır. Bizim asıl hedefimiz, yangını çıkmadan önce durduracak radikal bir önlem planını hayata geçirmek olmalıdır. Bu noktada atılması gereken ilk adım, örtü yangınlarını kökeninde bitirmektir. Yangınların büyük bir kısmı yol kenarlarındaki kurumuş otlardan başlar. Biz bu bölgeleri sürekli temizlemek yerine; yaz-kış yeşil kalan, yangına dayanıklı olan 'buz çiçeği' gibi bitkilerle donatırsak, yola düşen bir sigara izmariti dahi yeşil dokunun üzerinde söner gider. Bir diğer hayati konu ise enerji hatlarıdır. Özellikle deniz kıyısındaki yüksek gerilim hatları, tuzlu rüzgarların etkisiyle izolasyon kaybına uğruyor ve 'ark' yaparak ormanı tutuşturuyor. Bu hatların mutlaka yeraltına alınması gerekiyor. Bugün bir maliyetten kaçınıyor gibi görünebiliriz ancak bir ormanın yok olmasının maliyeti, kablo döşemenin maliyetinden katbekat fazladır. Bu konuda kurumların çok daha kararlı adımlar atması şarttır.Ormanın gerçek koruyucuları ise o toprakların insanı olan çobanlardır. Keçilerin ormana girişine getirilen yasakların ne kadar büyük bir yanlış olduğunu bugün yangınlarla acı bir şekilde tecrübe ediyoruz. Keçiler, orman içindeki patikaları temizleyen, yangının bir bölgeden diğerine sıçramasını engelleyen doğal birer bekçidir. Çobanımızı ormandan koparmak, aslında ormanı savunmasız bırakmak demektir. Bu yanlıştan acilen dönülmelidir.Son olarak, yangın yönetimi sadece tecrübeye dayalı bir iş değil, akademik bir disiplin gerektiren profesyonel bir süreçtir. Buca’da kurulan ancak sonradan tahsis değişikliğine uğrayan 'Yangın Enstitüsü' modelini mutlaka tekrar hayata geçirmeliyiz. Yangını idare eden amirlerin, bu konuda özel eğitim almış, sertifikalı uzmanlar olması, sahadaki mücadelemizin başarısı için elzemdir. Ormanları korumak, ancak bilimsel ve pratik tedbirlerin birleştiği bütüncül bir yaklaşımla mümkündür." Diyerek vurguladı
ORKÖY YENİDEN GÜNCELLENMELİ
Orman köylüsünün kırsalda tutulmasının tek yolunun, ormanı onların gelir kapısı haline getirmek olduğunu belirten Orhan, "Bugün iklim değişikliği ve karbon ayak izini azaltmak için uluslararası fonlar var. ORKÖY projeleri, sadece devletin kendi bütçesiyle değil, bu hibe kredilerle desteklenerek yeniden kurgulanmalı. Köylü ormandan kazanırsa, o ormanı yangından da korur, sabotajdan da korur" çağrısında bulundu.
Tuncer Beybağ programı kapatırken tüm Egeli izleyicilere, yeni çıkan yasadan yararlanmak için orman bölge müdürlüklerine vakit kaybetmeden müracaat etmeleri gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
YORUMLAR
Yorum Yap