İzmir’in 1987 ruhu: Kadına şiddette "Kangren" tedavisi ve yarım kalan devrim
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, çoğumuz için kutlama mesajlarından ibaret olsa da, benim için 1987 yılının o umut dolu Haziran ayına uzanan derin bir sorumluluktur. Bugün size, tozlu raflarda kalmaması gereken, Türkiye’nin belediyecilik tarihinde "ilk" olan ve "kangrenleşmiş" bir yaraya neşter vuran o cesur adımı anlatacağım.
- | Son Güncelleme:
- | Egeli Gazete
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, çoğumuz için kutlama mesajlarından ibaret olsa da, benim için 1987 yılının o umut dolu Haziran ayına uzanan derin bir sorumluluktur. Bugün size, tozlu raflarda kalmaması gereken, Türkiye’nin belediyecilik tarihinde "ilk" olan ve "kangrenleşmiş" bir yaraya neşter vuran o cesur adımı anlatacağım.
Bir İlk: Sessizlerin Sesi Olmak
1987 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal ve Kültürel Hizmetler Daire Başkanlığı kurulduğunda, önümüzde devasa bir enkaz vardı: Şiddet gören, gidecek yeri olmayan, çaresiz bırakılmış kadınlar. O dönem İzmir Belediye Başkanı Dr. Burhan Özfatura’ya sunduğum teklif ve onun vizyoner onayıyla, Buca Zübeyde Hanım Huzurevi bünyesinde Türkiye’nin ilk "Geçici Barınma ve İş Edindirme Merkezi" hayata geçti.
Bu merkez, sadece bir "sığınak" değildi; bir kurtuluş reçetesiydi. Rahmetli Duygu Asena, o dönem Kadıncadergisinde bu uygulamayı manşete taşıyarak Türkiye’ye ilan etmişti: "İzmir, kadının elinden tutuyor!"
"Kangren" Tedavisi Neydi?
Neden mi "kangren" diyorum? Çünkü o yıllarda (ve ne yazık ki bugün de) kadına yönelik şiddet, sadece pansuman tedbirlerle geçiştiriliyordu. Biz ise o gün "radikal bir tedavi" uyguladık:
• Barınma yetmez, iş şart: Kadınları koruma altına alırken, onları ekonomik olarak ayağa kaldıracak mesleki eğitimi şart koştuk.
• Anne ve Çocuk Ayrılmaz: Kadının şiddet ortamından kaçamamasının en büyük sebebi çocuklarıdır. Biz çocukları da sistemin içine aldık, ehil ellerde bakılmalarını sağladık.
Bugünün Tablosu: Yasalar Var, Ruh Eksik
Bugün elimizde 6284 sayılı Kanun gibi güçlü yasal zırhlar, 5393 sayılı Belediye Kanunu gibi görev tanımları var. Ancak kağıt üzerindeki bu maddeler, 1987’deki o samimi "hayat bulma" ruhuyla birleşmedikçe sadece birer prosedür olarak kalıyor.
Şiddet mağduru kadınlarımızın hâlâ büyük bölümü ekonomik özgürlüğü olmadığı için o cehenneme geri dönüyor. Eğer devlet güvencesine alınan bir kadın, kendi kabiliyetine göre bir meslek edinip sürekli bir gelire kavuşmuyorsa, o barınma merkezi sadece bir "bekleme odası"dır. Ötesi ise maalesef gösterişten ibarettir.
İzmir’e Çağrı: "1987 Modelini" Yeniden Hayata Geçirelim!
Buradan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve tüm yerel yönetimlere sesleniyorum: 1987’de Buca’da yaktığımız o meşaleyi, bugün lafzıyla ve ruhuyla yeniden bir stratejik proje haline getirelim.
Gelin;
1. Barınma merkezlerini sadece birer bina değil, birer "Meslek ve Yaşam Kampüsü" yapalım.
2. Kadının istidatlarına göre sürekli gelir elde edeceği kooperatifleri bu merkezlere entegre edelim.
3. Çocuk bakımını "ehil ellerde" garantileyerek, annenin sadece kendi geleceğine odaklanmasını sağlayalım.
1987 yılında bu merkezin kuruluşunda yer almanın ve "isim babası" olma onurunu taşımanın gururuyla diyorum ki: Kadını yaşatmak, sadece onu korumakla değil, ona onurlu ve bağımsız bir gelecek kurmakla mümkündür.
Zaman, 37 yıl önceki o devrimci ruhu bugünün imkânlarıyla taçlandırma zamanıdır.
YORUMLAR
Yorum Yap