1. Anasayfa
  2. Haberler
  3. Güncel
  4. DGM Binası’nda Dokuz Eylül Müzesi kurma hayali

DGM Binası’nda Dokuz Eylül Müzesi kurma hayali

Aslında gerçek ismi Tuzakoğlu yapısı olan, ama 1980 sonrası yakın dönemde DGM Binası ve olarak bilinen Halkapınar’daki tarihi binanın, yine Osmanlı’dan kalma eski belediye binasının ve Gasilhane hakkında bildiklerimizi burada nakledelim ki, küllenen hatıralar ve gerçekler diriliversin..

  • | Son Güncelleme:
  • | Egeli Gazete

 

 

Aslında gerçek ismi Tuzakoğlu yapısı olan, ama 1980 sonrası yakın dönemde DGM Binası ve olarak bilinen Halkapınar’daki tarihi binanın, yine Osmanlı’dan kalma eski belediye binasının ve Gasilhane hakkında bildiklerimizi burada nakledelim ki, küllenen hatıralar ve gerçekler diriliversin..

En sonda söyleyeceklerimizi, en başta yazalım, ne demekistediğimiz apaçık belli olsun.

1977 genel seçimlerden sonra TBMM’ne İzmir Milletvekili olarak giren ve Bülent Ecevit başkanlığındaki CHP’nin, Bağımsızlar ile yaptığı koalisyonunda Kültür Bakanı olan şehidimiz Ahmet Taner Kışlalı’nın en büyük ideali, İzmir’de “Dokuz Eylül Müzesi” kurmaktı.

Bu ideali için gizli çalıştı, komisyonlar kurdu, toplantılar yaptı, ama açık bir şekilde bildim yapmadı. Prof. Afet İnan başkanlığındaki Ana Komisyon yeminli üyesi olduğum için bu bilgileri, Egeli Gazete Yönetmeni Mustafa Yılmaz’ın isteği üzerine verebiliyorum.

Kışlalı hocam, bu müzenin yeri konusunda benim Demokrat İzmir gazetesindeki yazılarım ve ısrarım üzerine tarihi Tuzakoğlu Fabrikası’nı gözüne kestirmişti. Müzeyi orada kuracaktı..

Önce, günümüzde Vakıflar ile İzmir Belediyesi arasında gereksiz yere çekişme konusu olan ve DGM eski binası olarak bilinen Tuzakoğlu binasının,  Milli Kurtuluş Tarihimiz açısından önemini anlatalım.

TEĞMEN ALİ RIZA AKINCI’NIN HATIRALARI

9 Eylül 1922 günü sabahı, Yunan Ordusu İzmir’den kaçtıktan sonra şehre giren Türk Ordusu adına, İzmir Hükümet Konağı’na bayrağımızı çeken Teğmen Ali Rıza Akıncı’nın hatıralarını okuyalım (İstiklal Süvarisi – Yaşar Aksoy –  Kırmızı Kedi Yayınevi, 2019)

Halkapınar’da üç şehit veriyoruz

“.. Şehre daldık.. Bir anda kendimizi Bornova’da, kaçma derdindeki Rum muhacirler ve Yunan ağırlıklarını taşıyan konvoylar içinde bulduk. Sağımıza solumuza bakmadan ilerliyorduk. Çünkü bu gördüklerimizi toplayıp karşımıza koysak, benimle beraber yanımda olan on üç kişi yetmezdi.

İlerledik.. Kesif düşman ve Rum ahali sürüleri içine dalıyorduk. Ufak bir hareketimizle ellerinde artık sopa haline gelen silahlarını yere atıyorlar ve bizi selamlıyorlardı. Artık İzmir kapılarından içeri girmiştik. 

Aynı zamanda solumuzdan da bizimle beraber Basmahane’yedoğru ilerleyen bir düşman fırkası da yürüyüş halindeydi. Atlarımızı askerlikten uzaklaşmış, bir sürü haline gelmiş düşman içerisine sürüyor ve bir işaretimizle yüzlerce silahı önümüze atarak diz çöken Yunan askerleri arasından geçiyorduk.

Halkapınar köprüsüne geldiğimiz zaman demiryolunu geçerken bir Fransız bahriye müfrezesi ile karşılaştık. Bizi selamladılar ve alkışladılar. 

Yüz metre kadar ilerlemiştik. Yolumuzun üstünde solumuzda büyükçe bir fabrika binası görülüyordu..

Tuzakoğlu fabrikası denen bu binaya gelmiştik ki, oraya çok iyi saklanmış otuz kırk tüfeklik bir yaylım ateşi pencerelerden başladı. Hemen duvar kenarlarına atlarımızı sürerek, yere atladık ve ateşe karşılık verdik. Tam bu sırada arkama baktığım zaman, bir an önce İzmir’e girmek için çırpınan aslan çavuşlarımdan Mehmet Çavuş’un yolun ortasında şehit düşmüş bir vaziyette yatmakta olduğunu gördüm. Gözyaşlarımı tutamadım. Ardından Antalyalı Hakkı Çavuş’um, otomatik nişancım Avanoz’lu Ahmet’im ile birlikte adeta birbirleri ile yarışırcasına şehit olmuşlardı. Bir saat önce beni teşci eden bu kahramanlarım İzmir’in üzerinde Türk bayrağının sallanacağı şanlı anı ne yazık ki göremeyeceklerdi.

(Prof. Ahmet Taner Kışlalı)

Bugün Halkapınar Şehitliği’nde “Vatan ve Namus” yazılı sütunun altında yatan şehitler bunlardır. Uzun yıllar boyunca, her 9 Eylül günü bu Şehitlik’e geldim. Kahramanlarımın huzurunda gözyaşları döktüm.

Tuzakoğlu binasından açılan ateş dinmek bilmiyordu. Düşmanın kaçmaması için fabrikanın arkasına üç kişi atladık, ateşe devam ettik. Bizim sıkışık vaziyetimizi gören ve bizden sonra Bornova’ya girdiği zaman evlere saklanan düşmanın ateşine maruz kalarak gerideki sırtlara çekilen kıtalarımızın başında bulunan 2. Süvari Tümen Kumandanı Zeki Albay, vaziyetimizi öğrenerek çok sıkışık vaziyetten bizi kurtarmak üzere o esnada Alayımızın Kumandan Muavini olan Şerafettin Yüzbaşıya iki bölükle derhal bize yardım etmesini emreder. Bir saat sonra bunlar da gelince fabrika sarılmış, kaçmak isteyenler keklik gibi avlanmışlardı. 

İLK ŞEHİTLER

(Yaşar Aksoy’un Notu: Tuzakoğlu binasından açılan ateşle 3 şehit verilmişti. Daha sonra bir süvari neferi daha hastanede vefat etti. Orgeneral Fahrettin Altay Paşa, Halkapınar şehitleri hakkında anılarında şunu yazmıştır: “.. Bu yavrucakların mübarek cesetleri önümüzde birer ok gibi, başları İzmir’e doğru yatıyor ve sanki bize durmayın, ilerleyin, diyordu”.. Bu askerler, Teğmen Ali Rıza Akıncı’nın takım askerleriydi:

1- Akşehir'in Mamuretülhamit Karyesinden Bekir oğlu Mehmet Çavuş..

2- Antalya'nın Kızılsaray Karyesi'nden Baba İbrahim Oğullarından Ömer oğlu Hakkı Çavuştu..  

3- Nevşehir'in Aynalı Karyesinden Sağıroğullarından Nefer Ahmet oğlu Seyyid Ahmet..

Mehmet Çavuş ve Hakkı Çavuş 4. Süvari Alayı'nın 2. Bölüğünden, Seyyid Ahmet ise 4. Bölükten idi. Yara alıp yere düşen ama sonradan şehit olan dördüncü askerin ismi ise daha sonra bir türlü resmi kayıtlara geçemedi. Büyük ihtimal ile bir sivil milis idi.. Hastanede vefat eden dördüncü şehidin daha olduğu bilinmesine rağmen, uzun yıllar bu şehidin ismi kaynaklarda gözükmedi. Ancak daha sonra İzmirli VeyisÇavuş olduğu ortaya çıktı: Kaynak: (9 Eylül Şehitleri – Mehmet Demirci – Yeni Asır – 9.9.2013).

HALKAPINAR ŞEHİTLERİ UNUTULMASIN

İzmir’i göremeden Halkapınar’da şehit düşen ve günümüzde Tuzakoğlu binası önündeki “Vatan ve Namus Anıtı”ndaanıtlaşan askerler için en güzel şiiri Necmeddin Halil Onaran (1902 – 1968) yazdı. Birkaç dörtlüğünü büyük bir saygı ile buraya aktaralım:

İzmir’e ilk önce kavuşmak için

Ön safta koşanlar burada yatıyor

Bu anda duyduğum gurur

Onların döktüğü kanla tadıyor

 

Hürmetle an burada güzel İzmir’i

Görmeye doymadan göz yumanları

Yıllarca yurdunu kaplayan kiri

Kanıyla gideren kahramanları

 

Onların mübarek yüreklerinde

Dinmeyen hasretin remzidir bu taş

Kalbinin en aziz olan yerinde

Bu ulvi tahassür yansın vatandaş

 

Çırpınan gönlünle bu kabr önünde

Bir derin ibadet huşuuyla sus

Karşında duruyor işte o gün de

Kurtulan eserler: “Vatan ve Namus”

 

ATTİLA İLHAN, DOKUZ EYLÜL’Ü ANLATIYOR

“PAROLA VATAN, İŞARETİ NAMUS!..”

(Vatan yahut Namus Anıtı)

“....Fahrettin Paşa’nın Süvari Kolordusu Büyük Taarruz’daçok faal rol oynamıştır. 8 Eylül günü yani bugün Manisa’ya girer. Manisa kurtulmuştur. Uzun süreden beri savaşmaktadırlar ve henüz süvarilerin midesine sıcak yemek girmemiştir. Manisa’nın kazanılması üzerine, bir yemek yenilmesi emredilir. Seyyar mutfaklar kurulur. Yemek hazırlanmaya başlanır. 

Fakat bir müddet sonra, bu taraftan (İzmir’den) bir telgraf gelir. Yunanlılar çekiliyor, yerli Rumlar şehri yakacak, acele yetişilmesi lazımdır. 

Menemen’den bir telgraf geliyor. Rumlar bizi yakacak derhal yetişmeniz lazımdır. 

Derhal kazanlar dökülüyor ve süvariler atlara atlayıp bu gece İzmir istikametinde ve Menemen istikametinde harekete geçiyorlar. Ve aşağı yukarı sabah yaklaşırken bu civara gelmişlerdir. 9 Eylül sabahı, Kumandanı Yüzbaşı Şerafettin Bey olan öndeki birliklerden bir tanesi İzmir’e ilk giren birlik olmak hırsı ve hevesiyle şimdiki ismiyle Hilal ve Alsancak dediğimiz bölgeden bir taarruz geliştiriyor. 

Neticede, dörtnala ilerlerken hiç beklemedikleri bir şekilde, bir yıkıntının arkasında pusu kurmuş olan yerli Rumlar ani bir ateş açıyorlar. Ve bu ateş onları durduruyor hatta içlerinden üçü orada şehit oluyor. Fakat Yüzbaşı Şerafettin Bey’in atlıları öyle kolay yılacak atlılar değillerdir. Savaşarak, Alsancak istikametinden İzmir’e girerler. 

9 Eylül sabahı, saat 10.30’da, Konak’ta Hükümet Konağı’nın balkonunda asılı olan Yunan bayrağını Yüzbaşı Şerafettin Bey ve iki teğmeni (Teğmen Ali Rıza Akıncı ve Teğmen Hamdi Yurteri) bizzat indirir. Türk Bayrağını çekerler. Ve İzmir Türk olur. Çok geçmeden Sarıkışla ve Kadifekale’ye de bayrak çekilir. Böylece hedefe varılır. 

Varılır da beni düşündüren şudur. Neden bu kadar sene geçtiği halde, hiç birimiz bu üç şehidin kim olduğunu hiç araştırmadık. Onlar her şeyleriyle, İstiklal Savaşının ‘gerçek temsilcileridir’. Sonuna kadar getiriyorlar ve şehre girerken şehit düşüyorlar. Şu kadere bakın. Ben bunu ilk defa, burada (İzmir’de) gazetecilik yaparken Karşıyaka’ya geçtiğim yolda bir abide görünce fark ettim. Sıradan küçük bir taş dikilmişti. Nedir diye merak ettim. Çünkü öyle şatafatlı bir şey değildi. Bir gün arabadan indim ve baktım. Üzerine yaldızla eski harflerle kısacak bir not düşülmüş. Ben Cumhuriyet çocuğu olduğum için eski yazıyı bilmiyorum. Onu aynen kopya ettim. Sonra götürdüm, o zaman sağ olan anneme gösterdim. Annem ona baktı ve iki kelime okudu. “Vatan ve Namus”.. Bu iki kelime, bütün bir İstiklal Savaşının özetidir.”

(Yaşar Aksoy’un Notu: Attila İlhan’ın ölümünden 1 ay önce 8 Eylül 2005 günü yaptığı konuşmadan) 

DOKUZ EYLÜL MÜZESİ PROJESİ NEYDİ?

İşte rahmetli Kışlalı hocamız, “Vatan ve Namus Anıtı”nınhemen arkasındaki Tuzakoğlu fabrika binasını, bu tarihi gerçekler yüzünden “Dokuz Eylül Müzesi” yapmak istiyordu.

21 Ekim 1999’da aracına konulan bombanın patlaması sonucunda öldürülen Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr.Ahmet Taner Kışlalı dostumun acısı dayanılacak gibi değildi.. Hala yüreklerimiz gözyaşı sızdırıyor.

Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı’nın gerçekleştirmeyi çok istediği bir proje, İzmir’de “9 Eylül Müzesi” kurulmasıydı.. Demokrat İzmir gazetesinde bu konuda yazdığım bir makale üzerine kolları sıvamış ve derhal beni yanına çağırmıştı.

Kışlalı hemen iki komite kurdu. Birisi Ankara’da, ötekisi İzmir’de.. Bu iki komite ortak çalışacak, bazen Ankara’da bir araya gelerek projenin ayrıntılarını oluşturacaktı. Bu iki komitede şu isimler yer aldı:

Ankara Komitesi: Prof.Afet İnan, Doç.Nejat Kaymaz, E.Tümgeneral Muzaffer Erendil ve Kültür Bakanlığı üst düzey yetkilileri.

İzmir Komitesi: İzmir Kültür Müdürü Ruhi Mutlu, İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürü Arkeolog Hasan Tahsin Uçankuş, araştırmacı - gazeteci Yaşar Aksoy, Atatürk İl Halk Kütüphanesi Müdürü Fatma Gümüş. 

İzmir Komitesi olarak verimli ve kapsamlı günlerce çalışarak, 9 Eylül Müzesi için hangi mevcut yapıların uygun olduğunu, içinin nasıl dekore ve tefriş edileceğini, hangi belge, bilgi ve objeleri yerleştireceğimizi, bu konuda işgal ve kurtuluşu yaşamış hangi kişilerle hemen sözlü tarih çalışmaları yapılacağını, fotoğraf filmi, video kaseti, kameran gibi gereksinmelerimizi geniş raporlarla Ankara’ya sunduktan sonra, sonuç projesini detaylandırarak kalın bir dosya haline getirdik.

Derhal Ankara Komitesi’ne brifing vermemiz gerekiyordu. Brifingi ben verecektim, dosyamızın 3 kopyası vardı. Birini her hangi bir farklı durum için İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak’a elden teslim ettim. Diğer iki kopyayı yüklenerek, Ankara Öğretmen Evi’nde gecelemek şartı ile Ankara’ya yollandım.

Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı ve Prof.Afet İnan ve diğer Ankara komitesi üyeleri önünde “İzmir 9 Eylül Müzesi Projesi’nin brifingini bu değerli insanlarımıza, 1.5 saat içinde sundum.

Ahmet Taner Kışlalı’nın yüzü gülüyordu. Brifingi onayladı ve çok sevindi.. Hemen projeyi, Bakanlık yetkililerine verdi ve çalışmaların başlatılmasını her zamanki kibarlığı ile rica etti.. Bakanlık yetkilileri de kollarını hemen sıvadılar.

O toplantıda Afet İnan’ın yanında gerçekleşen sohbetimizin tadı damağımda kalmıştır. Ben, İzmir’e döndüm. Faaliyetlerimizin İzmir’de devamı için Ankara’dan emir bekliyorduk.

Ama o emir gelmedi.

Çünkü 42. Cumhuriyet Hükümeti olan Başbakan Bülent Ecevit yönetimindeki iktidar, 12 Kasım 1979 tarihinde düştü...

İzmir Belediyesi’ndeki ve Kültür Bakanlığı’ndaki proje dosyaları kayboldu. Bendeki tek örnek ise, arşivimde duruyor. Aradan 45 yıl geçti ve bu proje çalışmasını yaşayan ben hariç herkes vefat etti. Bunca yıl içinde 9 Eylül Müzesi için hiçbir girişim gerçekleşmedi. Kurtuluşun 100.Yılında bile böyle bir ütopya düşünülmedi..

Ahmet Taner Kışlalı, bu ülkenin Cumhurbaşkanlığına uygun gelecek TEK ATATÜRKÇÜ KİŞİ idi.. Bu yüzden onu yok ettiler. Rahmet diliyor ve ışıklar içinde uyuduğuna inanıyorum.

Ulusal Kurtuluşumuzun 100.Yılında bile, bir 9 Eylül Müzesi’ne sahip olamayışımız acı vericidir. Üstelik 2022 yılının Ekim ayı başında Atina Benaki Ulusal Yunan Müzesi’nde açılan muazzam bir sergide, 9 Eylül 1922’de İzmir’i Türklerin ve Atatürk’ün nasıl ele geçirip yaktığına dair 1000 fotoğraf ve sözde belgeler sunuldu. Bu serginin haberini Türkçe, Yunanca, İngilizce ve Kürtçe olarak FETÖ’nünküresel propaganda ajansı AHVAL, dünyaya yaydı. 

Benaki Müzesi’nde 9 Eylül 1922’deki kurtuluşumuzun gerçekte bir işgal ve yağma olduğu savunuldu.. Bizim ise bir ulusal müzede buna verecek yanıtımız yok. Oysa İzmir’e bir Dokuz Eylül Müzesi yakışır, yeni eski Belediye binası ve Gasilhane aynı mantıkla değer kazanır.

Yazıklar olsun demek gerek, birkaç yıl önce İzmir’de bazı ön palandaki iş adamlarının, daha bir “Dokuz Eylül Müzemiz” yok iken, İzmir Ticaret Odası’na bir “Sabatayizm Müzesi” kurma teklifi sundukları da bir gerçektir. İsimleri, amaçları, gizli niyetleri bizce malumdur.. Biz bunları yazınca, gerçek niyetlerini belgeleyince bunlardan biri, Yenigün gazetesinde bize “Müfteri” diye sataşmıştır.. Aman müfteri olalım ama, vatan haini olmayalım!..

Ahmet Taner Kışlalı’ya, tekrar sonsuz sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

ÖNEMLİ NOT: Gereksiz bir çekişme içinde olan Vakıflar  – İzmir Belediyesi eğer anlaşırlarsa, eski DGM binası şahane bir “Dokuz Eylül Müzesi” olur. Bu konuda “Egeli Gazete” yayıncısı müdürüm Mustafa Yılmaz’ın şahitliğinde, 30.000 adet özel kitaplığımı, tüm Milli Mücadele Arşivimi ve benzersiz tarihi belgeleri, 100 adet özel tablo koleksiyonumu, en önemlisi Prof.Ahmet Taner Kışlalı hocamın ideali olan müze projesinin aslını,  bu müze girişimine, hiçbir talebim olmadan ancak sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay’ın şahsında armağan ederim.

 (DGM BinasI)

Bunun dışında başka hiçbir kuruluşa, hiçbir belediye başkanına, hiçbir belediye bürokratına, APİKAM yetkililerine veya devlet memurlarına sözünü ettiğim birikimi, ne teslim ederim, ne de armağan ederim. Çünkü biz, bu şehrin gerçek emekçileri olarak herkesi belgeler eşliğinde yakından tanırız ve biliriz. 

 

 

 

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış.İlk yorum yapan sen ol...

Yorum Yap

Bu Alan Boş Bırakılamaz
Bu Alan Boş Bırakılamaz
Yorum Yapma Şartlarını Kabul Etmediniz