'Toprağın Sesi' programından Köy Enstitüleri vurgusu : 'Köy Enstitüleri devam etseydi Türkiye çok farklı bir yerde olurdu'
Bu hafta Tuncer Beybağ’ın hazırlayıp sunduğu Toprağın Sesi programında konuk Yazar Kimya Mühendisi Hüseyin Gündüz Öktem oldu. Öklem, programda yaptığı değerlendirmelerde Köy Enstitüleri sisteminin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, yerli üretim, kırsal kalkınma ve tarihi mirasın korunmasının Türkiye’nin geleceği açısından kritik olduğunu söyledi.
- | Son Güncelleme:
- | Egeli Gazete
Tuncer Beybağ’ın hazırlayıp sunduğu Toprağın Sesi programında bu hafta, kimya mühendisi ve yazar Hüseyin Gündüz Öklem konuk oldu. Programda Milli Mücadele yıllarına uzanan aile geçmişi, İzmir Kemeraltı’ndaki Çakaloz İş Hanı’nın Kurtuluş Savaşı sırasındaki rolü ve Batı Anadolu’dan Anadolu’ya uzanan gizli silah sevkiyat hatları ayrıntılarıyla ele alındı. Öklem, dedesi Hacı Hüseyin Öklem’in Kuvayı Milliye teşkilatı içerisindeki görevlerini aktarırken, İzmir, Aydın ve Denizli hattında yürütülen örgütlenmenin önemine dikkat çekti.Programda yalnızca tarihsel süreç değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki siyasi yapılanmalar da gündeme geldi. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İzmir’deki kuruluş sürecinde dedesinin kurucu il başkanı olarak görev aldığını belirten Öklem, dönemin fedakârlık anlayışını ve ekonomik şartlarını da örneklerle anlattı. Öklem ayrıca Köy Enstitüleri sistemine geniş yer vererek, bu yapının yalnızca bir eğitim modeli değil aynı zamanda üretim, araştırma ve kırsal kalkınmayı esas alan bütüncül bir kalkınma projesi olduğunu ifade etti. Günümüzde tarımsal üretimde yaşanan sorunlara ve ithalata bağımlılığa da değinen Öklem, yerli üretimin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Programda Türkiye’nin doğal kaynakları, kırsal potansiyeli ve geçmişten gelen üretim kültürü üzerinden kapsamlı değerlendirmeler yapıldı.
“KURTULUŞ SAVAŞI’NDA SİLAH SEVKİYATI İZMİR, AYDIN VE DENİZLİ’DEN YAPILIYORDU”
Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’ya silah sevkiyatının yalnızca Karadeniz üzerinden değil, Batı Anadolu’daki gizli teşkilatlar aracılığıyla da gerçekleştirildiği biliniyor. Kimya mühendisi ve yazar Hüseyin Gündüz Öklem, dedesi Hacı Hüseyin Öklem’in İzmir Kuvayı Milliye teşkilatı içerisindeki görevlerini ve Kemeraltı’ndaki tarihi Çakaloz İş Hanı’nın Milli Mücadele’de üstlendiği kritik rolü anlattı. Öklem, İzmir, Aydın ve Denizli’den toplanan silahların gizli yöntemlerle Anadolu’ya ulaştırıldığını belirterek, Çakaloz İş Hanı’nın dönemin önemli direniş merkezlerinden biri olduğunu söyledi .Hüseyin Gündüz Öklem, ailesinin Milli Mücadele yıllarındaki çalışmalarına ilişkin şu bilgileri verdi:
“Dedem muhacir bir aileden geliyor. Selanik civarından Anadolu’ya dönen Türklerden. Ailemiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ailesiyle çocukluk yıllarına dayanan bir tanışıklığa sahip. Dedemin babası, Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım ile aynı okulda eğitim görüyor. İstiklal Harbi başladığında dedem İzmir Kuvayı Milliye teşkilatı içinde görev alıyor. Giritli Salih Bey ve dönemin önemli isimleriyle birlikte gizli toplantılar yapıyorlar. Postacı Naşit Bey ve Giritli Raşit Bey başta olmak üzere birçok isimle birlikte İzmir’den Aydın ve Denizli üzerinden Anadolu’ya silah sevkiyatında görev alıyorlar. Bu organizasyonun Aydın-İzmir ayağında Celal Bayar da aktif rol üstleniyor. Toplanan silahlar Kazım Karabekir Paşa’ya kadar ulaştırılıyor.”
“CHP İZMİR’DEKİ İLK İL BAŞKANIYDI”
Milli Mücadele'nin başarıyla sonuçlanmasının ardından Mustafa Kemal Atatürk tarafından Hacı Hüseyin Öklem'e yeni bir görev verildiğini belirten Hüseyin Gündüz Öklem, dedesinin Cumhuriyet Halk Fırkası'nın İzmir'deki kuruluş çalışmalarını yürüttüğünü söyledi.Öklem, "Ordu İzmir'e girdikten sonra Mustafa Kemal dedeme Cumhuriyet Halk Fırkası'nı İzmir'de kurma görevini veriyor. Dedem Cumhuriyet Halk Fırkası'nın İzmir'deki kurucu il başkanı oluyor" dedi. Siyasi yaşamını daha sonra milletvekili olarak sürdüren Hacı Hüseyin Öklem'in Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 3. döneminde milletvekilliği yaptığı da röportajda dile getirildi.
“TARİHİ HAN YIKILMAYA YÜZ TUTTU”
Çakaloz İş Hanı’nın yalnızca ticari faaliyetlerin yürütüldüğü bir yapı olmadığını vurgulayan Öklem, binanın Milli Mücadele açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek”“Dedemin yazıhanesi Çakaloz İş Hanı’nın ikinci katındaydı. Çatı katındaki gizli bölümlerde silahlar saklanıyordu. Daha sonra meyve sandıklarının altına yerleştirilerek Anadolu’ya gönderiliyordu. Bu sevkiyatlar Karadeniz hattındaki kadar büyük ölçekli olmasa da Batı Anadolu’da toplanan silahların cepheye ulaştırılmasında önemli rol oynadı. Bugün maalesef Çakaloz İş Hanı yıkılmaya yüz tutmuş durumda. Oysa bu bina bir müze olarak değerlendirilse çok önemli bir tarihi miras korunmuş olur.” şeklinde aktardı
“BÜYÜKLERİMİZ SİGARA İZMARİTLERİNİ ÜZERİNDE AY-YILDIZ VAR DİYE YERDEN TOPLARDI”
Öklem, geçmiş yıllarda sigara izmaritlerinin üzerinde ay-yıldız olduğu için o dönemlerdeki büyüklerin izmaritleri yerden topladığını “O dönemlerde Tekel'in ürettiği sigaraların izmaritlerinde ay-yıldız bulunuyordu. Büyüklerimiz, insanların yanlışlıkla ay-yıldızın üzerine basmaması için yerde gördükleri sigara izmaritlerini topladıklarını anlatırlardı. Çünkü o sembol onlar için devletin ve milletin bir temsilcisiydi.O günlerin anlayışı ve değer yargıları farklıydı. Vatana, devlete ve millete karşı derin bir saygı, hürmet ve bağlılık vardı. Vatan sevgisi günlük hayatın doğal bir parçasıydı. İnsanlar bunu göstermek için özel bir çaba harcamaz, içlerinden geldiği gibi yaşarlardı.Bugün vatanseverlik kavramının zaman zaman farklı şekillerde kullanıldığını görüyoruz. Oysa o yıllarda vatan sevgisi son derece samimi, içten ve doğaldı. Bizler de bu değerlerle yetişmiş insanların yanında büyüdük. Bu nedenle kendimizi oldukça şanslı hissediyoruz." şeklinde ifade etti
“KÖY ENSTİTÜLERİ SİSTEMİ DEVAM ETSEYDİ TÜRKİYE ÇOK FARKLI BİR NOKTADA OLURDU”
Köy Enstitüleri sistemine özel bir vurgu yapan Öklem, Köylerimizin kaynakları doğru kullanılsaydı Türkiye bugün çok daha farklı bir yerde olurdu. Köylerimiz hâlâ Mustafa Kemal Paşa döneminden gelen saf, temiz ve çalışkan insanlarla dolu. Mustafa Kemal, ordusuyla birlikte Anadolu’ya gelen köylülerin vatan sevgisini ve fedakârlığını gördü. Bu insanların şehit olma pahasına vatanı savunmalarını hiçbir zaman unutmadı. Onların ne kadar kahraman ve çalışkan olduklarını bildiği için kalkınmanın ve üretimin köyden başlaması gerektiğini öngördü ve bu yönde çalışmalar yaptı.Zaten Büyükşehirlerde ciddi bir üretim kaynağı kalmadı. Büyükşehirler beton yığınlarına dönüştü. Tarımsal üretim neredeyse yok denecek seviyede. Oysa akarsularımız, meralarımız, ormanlarımız, madenlerimiz ve çalışacak insan gücümüz köylerde bulunuyor. Buna rağmen üretim büyük ölçüde ithalata dayalı hale geldi. Büyükşehirlerdeki sanayi ise çoğu zaman hammaddesi dışarıdan gelen, bize katma değer üretmeyen bir yapıya dönüştü.Eğer Köy Enstitüleri sistemi devam etseydi Türkiye çok farklı bir noktada olurdu. Köy Enstitüleri yalnızca eğitim veren kurumlar değildi; aynı zamanda üretim yapan, araştırma yapan ve köy yaşamını geliştiren merkezlerdi. Tarım, hayvancılık ve sanayiye dönük uygulamalar birlikte yürütülüyordu. Bu kurumlarda hem teknik bilgi hem de üretim becerisi birlikte kazandırılıyordu.Köy Enstitüleri, Anadolu’nun kendi kaynaklarını değerlendiren özgün bir sistemdi. Atıklardan yararlanma, üretimi artırma ve kırsal kalkınmayı destekleme gibi uygulamalar vardı. Örneğin o dönemlerde hayvansal ve tarımsal atıkların değerlendirilmesiyle verimli yem ve gübre üretimleri yapılabiliyordu. Bu anlayış bugün “sıfır atık” olarak ifade edilen yaklaşıma benzerdi.Biz üniversitede yaptığımız bazı çalışmalarda, hayvansal atıklardan protein hidrolizatı elde ettik. Daha sonra bu alanda daha önce Türkiye’de bir çalışma yapılıp yapılmadığını araştırdık. İstanbul, Ankara ve ODTÜ gibi üniversitelerde böyle bir çalışmaya rastlanmadı. Ancak en sonunda bu tür bir çalışmanın 1946 yılında Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nde yapıldığını öğrendik. Yani aslında Köy Enstitüleri o dönemde küçük üniversiteler gibi çalışan yapılardı.Bugün yeni gibi sunulan birçok uygulamanın aslında geçmişte Köy Enstitülerinde yapıldığını görmek mümkün. O dönemlerde üretim, eğitim ve araştırma birlikte yürütülüyordu. Bu sistemin değerinin yeterince anlaşılamadığını düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“YERLİ MALA YETERİNCE SAHİP ÇIKAMIYORUZ”
Çocukların artık anne rahmindeyken yabancı sütle beslendiğini dile getiren Öklem, “Doğdukları andan itibaren boğazlarından yabancı menşeli mamalar geçirirsek; yine yabancı ürünlerden gelen giysilere sarıp büyütürsek ve büyüdüklerinde oynadıkları oyuncaklar dahi yabancı ülkelerden gelirse, o çocuklar yerli malının kıymetini nasıl bilebilir?Yarın büyüdüklerinde yerli malını kullanırlar mı, ondan memnun kalırlar mı? Bu durum bizim ekonomimiz açısından büyük bir felakettir. Bunu yaklaşık bir asır önce İktisat Kongresi’nde Kazım Karabekir Paşa dile getirmiştir. O dönemden bugüne bakıldığında, maalesef aynı sorunları yaşamaya devam ediyoruz. Yerli mala yeterince sahip çıkmıyoruz, kendi ürettiğimiz ürünlerin değerini bilmiyoruz. Onları geliştirmek için yeterli çabayı da göstermiyoruz. Bu nedenle ithalat giderek artmış durumda.Son yıllarda dünyada özellikle teknolojik gelişmeler ve dijital sanayi öne çıktıkça, “nadir toprak elementleri” adı verilen kaynaklar daha da önemli hale geldi. Bu alanda Çin başta olmak üzere bazı ülkeler ciddi bir üstünlük sağlamış durumda.Oysa Türkiye de bu konuda oldukça zengin bir ülke. Eskişehir, Balıkesir ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde önemli nadir toprak elementleri yatakları bulunuyor. Ancak buna rağmen bu kaynakların değerlendirilmesi ve sanayiye kazandırılması konusunda yeterli altyapı çalışmaları maalesef henüz istenen seviyede değil” cümlelerini vurguladı.
Tuncer Beybağ programı Fikret Tunç’un “Mehmet Toprak Oldu” şiirini okuyarak bitirdi
YORUMLAR
Yorum Yap